Para politikalarında rota mayıs ayında çizilecek

Dünyanın önde gelen merkez bankalarının mayıs ayı takvimi yoğun olmasa da küresel ekonomi ve finans piyasalarının yönü açısından rehber niteliği taşıyan ABD Merkez Bankası’nın (Fed) açıklayacağı kararların, yılın geri kalanı için para politikaları rotasını çizeceği belirtiliyor.

Avrupa Merkez Bankası (ECB), Japonya Merkez Bankası (BoJ) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) gibi diğer önde gelen merkez bankalarının mayıs ayında planlanmış toplantısı bulunmazken, Fed’in ay başında açıklayacağı kararları ile para politikalarında sıkılaşma ivmesine yön vermesi bekleniyor.

Bu kapsamda banka yetkililerinin toplantı öncesi ve sonrasında yapacağı sözle yönlendirmelerin, para politikalarının seyrine dair tabloyu netleştireceği öngörülüyor.

Fed Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC), 3-4 Mayıs’ta gerçekleştireceği toplantıda, faizlerde 50 baz puanlık artırıma gideceğine neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Banka’nın bilanço küçültme sürecine de başlayacağı toplantıda, sıkılaşma takvimi ve hızına dair vereceği sinyaller kritik önem taşıyor.

Fed Başkanı Jerome Powell’ın son dönemde yaptığı açıklamalarla “agresif sıkılaşma sürecine” işaret etmesi ve Banka yetkililerinin 75 baz puanlık faiz artırımını tartışmaya açmaları, yüksek faiz ortamına hızlı geçişin sinyalini vermişti. Söz konusu açıklamalar sonrası tahvil piyasalarında mayıs ayındaki yarım puanlık artırımın ardından haziranda da 75 baz puanlık faiz artırımına gidileceği ihtimali yüzde 80’e dayanmıştı.

Halihazırda Banka’nın temmuz ve ağustos aylarında da 50’şer baz puanlık faiz artırımı yapacağı fiyatlanıyor. Böylece arka arkaya 4 toplantıda Fed’in, faiz oranlarını 225 baz puan artırarak yüzde 2,50-2,75 bandına yükseltmesi bekleniyor.

Fed’in ardından gelecek ay planlı toplantısı bulunan merkez bankaları arasında, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayısındaki artış karşısında yeniden şehir kapatma tedbirlerini devreye almak zorunda kalan Çin Merkez Bankası da (PBoC) yer alıyor.

PBoC’den, faizleri indirerek kapanma tedbirlerinden etkilenen ülke ekonomisine destek bekleniyor.

Banka, geçen hafta zorunlu karşılık oranlarında indirime gitmiş, bu adımı politika faizinde indirim bekleyen yatırımcılar tarafından yeterli bulunmamıştı. Bu gelişme sonrası Banka, kapanma tedbirlerinden etkilenen küçük firmalara yönelik likidite desteği verileceğini açıklamıştı. Banka ayrıca, destekleyici makro ihtiyati politika desteği sözü de vermişti.

PBoC, en son ocak ayında bir yıl vadeli kredi faiz oranını yüzde 2,95’ten yüzde 2,85’e, 7 gün vadeli ters repo anlaşmalarındaki faiz oranını da yüzde 2,2’den yüzde 2,1’e düşürmüştü. Banka, nisan ayı toplantısında ise indirim beklentilerinin aksine faiz oranlarını değiştirmemişti.

ECB’nin mayıs ayında planlanmış bir toplantısı bulunmazken, Banka’nın Fed’in ortaya koyacağı tablo sonrası yapacağı sözle yönlendirmeler yakından takip edilecek. Bu kapsamda yatırımcılar, Avrupa ve ABD ekonomileri arasındaki toparlanma farkının para politikasına ne ölçüde yansıyacağını anlamaya çalışacak.

Rusya-Ukrayna savaşı sonrası artan enerji maliyetleri ve gıda fiyatları ile “yüksek ve uzun süreli” enflasyonla karşı karşıya kalan Avrupa’da, halihazırda zayıf seyreden ekonomi ECB’nin para politikasına ilişkin belirsizliklerin sürmesine neden oluyor. Buna karşın ECB Başkanı Christine Lagarde’ın son açıklamaları ile piyasalarda “beklenenden daha hızlı sıkılaşma” görüşleri de ağırlık kazanmış durumda.

Lagarde, Avro Bölgesi’nde enflasyonun nisanda yıllık bazda yüzde 7,5 ile tarihi seviyeye ulaşmasının ardından yaptığı açıklama ile Banka’nın yıl sonundan önce faiz artırımına gidebileceğini, varlık alımlarının ise üçüncü çeyrek sonunda bitirilmesinin muhtemel olduğunu söyledi.

Açıklamanın ardından ECB’nin eylül ayına kadar 50 baz puanlık artış gerçekleştireceği fiyatlanıyor. Banka nisan ayı toplantısında politika faizini sıfır, mevduat faizini yüzde eksi 0,50 ve marjinal fonlama faizini de yüzde 0,25’te sabit bırakmıştı.

Enflasyonun seyri açısından dünya ülkelerinden ayrışan Japonya’da, para politikası da emsallerine kıyasla gevşek kalmaya devam ediyor.

Uzun yıllardır düşük enflasyonla mücadele eden ülkede, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası artan emtia fiyatlarına karşın Tüketici Fiyat Endeksi’nin sınırlı yükselmesi, ultra gevşek para politikasının sürdürülmesinin en önemli gerekçesi olarak öne çıkıyor. Buna karşın uluslararası çapta dolara olan talebin artması ile dolar/yen paritesindeki hızlı yükseliş, ekonomi yetkilileri ve BoJ’un tetikte kalmasına neden oluyor.

BoJ Başkanı Haruhiko Kuroda, Banka’nın son toplantısında, yüzde eksi 0,1 düzeyindeki faizlerde ve sınırsız tahvil alım programında değişikliğe gitmemesinin ardından yaptığı açıklamada, “Kur hareketlerinin Japon ekonomisi ve fiyatlar üzerindeki etkisini yakından takip ediyoruz. Gerekirse para politikasını daha fazla gevşetmekten çekinmeyiz ancak Japonya ekonomisinin, salgın öncesi seviyelere dönememesi nedeniyle diğer ülkelerde olduğu gibi faizleri artırma durumumuz yok.” ifadelerini kullanmıştı.

İngiltere’de, yüksek enerji fiyatları nedeniyle martta son 30 yılın en yüksek seviyesine çıkan enflasyon karşısında BoE’nin politika faizini daha fazla artırması bekleniyor.

En son toplantısını mart ayında gerçekleştiren BoE, politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 0,75’e çıkarmıştı. Banka, politika faizini, geçen yılın aralık ayında 15 baz puan ve bu yılın şubat ayında 25 baz puan artırmıştı.

Faiz artırım kararına gerekçe olarak enflasyon beklentilerinin gelişimini gösteren Banka, daha fazla faiz artırımı için her iki yönde de riskler olduğuna işaret etmişti.

Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle enerji fiyatlarındaki artışın İngiltere’nin ekonomik büyümesine zarar vereceğini ve kısa vadeli enflasyon baskılarını artıracağını değerlendiren Banka’nın, haziranda 25 baz puan daha faizlerde artırıma gideceği, oranların yıl sonuna kadar yüzde 2 seviyesine yükselteceği fiyatlanıyor.